CAN DÜNDAR’IN TİYATRO SÜTUNU #57

CAN DÜNDARS THEATER KOLUMNE
İstanbul'da Ermenilere yönelik soykırımı anma töreni  (Fotoğraf © Saner Şen)

İstanbul'da Ermenilere yönelik soykırımı anma töreni  (Fotoğraf © Saner Şen)

Für die deutsche Version hier klicken

#57 ERMENİ SOYKIRIMI: TÜRKİYE’DE TANIMAK SUÇ, ALMANYA’DA İNKÂR ETMEK

24 Nisan 2024 sabahı saat 08.00’de, İstanbul’dan yayın yapan »Özgür Radyo«nun konuğu, akademisyen Prof. Dr. Cengiz Aktar’dı. Söze başlarken, »Bugün, Osmanlı topraklarında Ermenilere karşı ›soykırım‹ olarak adlandırılan katliamların 109. Yıldönümü« dedi. Bu cümlesiyle, radyoyu kapatmaya götürecek bir süreci başlattığının farkında değildi. Konunun nasıl bir tabu olduğunu biliyordu tabii… O yüzden »soykırım« dememiş, »soykırım olarak adlandırılan« demeyi tercih etmişti. Ama bu bile, medyada hoşa gitmeyen yayınları izleyip cezalandırmakla görevli Radyo Televizyon Üst Kurulu’nun tüylerini diken diken etmeye yetmişti. Kurumun uzmanları hemen bir rapor döşendi:

»Tarihsel gerçeklerle bağdaşmayan, muhatabı tarihçiler olan 1915 olaylarının toplumsal çatışmaya yol açabilecek bir mahiyet arz etmesi ve toplumun sinir uçlarına dokunması muhtemel hadisenin hassasiyeti dikkate alınmış, bunun, ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyecek, toplumun huzurunu bozacak, toplumda kin düşmanlık ve nefret duyguları oluşturabilecek nitelikte kışkırtıcı bir iddia olduğu kanaatine varılmıştır.«

Kurul, muhatabın tarihçiler olduğunu söylemesine rağmen, »1915 olayları«na kendi teşhisini koymuştu. Toplumsal hissiyatı gerekçe göstererek kanala para cezası kesip beş kez yayınını durdurmaya karar verdi. Radyo, yayın durdurma kararına uymayınca da RTÜK, lisansını tamamen iptal etti. Böylece 1995 yılından beri gönüllülerin emeğiyle yayın yapan, Türkiye’de ve uluslararası alanda 60 ödül alan bir radyo, bir tek sözcük yüzünden kapatılmış oldu.

***

Bir tek sözcük; ama »aşırı hassas« bir sözcük… 1915, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan önceki bir tarihe işaret etmesine rağmen, bir milyondan fazla Ermeni’nin zorunlu göçe tabi tutularak Suriye çöllerine sürülmesi ve yolda büyük bir katliamda yok edilmesi, Türkiye’de tabu ilan edilmiş bir konudur. Göçe zorlanan, sürülen, katledilen Ermenilerin sayısı gibi, onların kimin emriyle, kimler tarafından, ne amaçla öldürüldüğü hala tartışma konusudur. Gelmiş geçmiş hemen bütün Türk hükümetleri bunun »soykırım« olarak tanımlanmasını yasaklamış, yaşananları »savaş koşullarının dayattığı bir zorunlu göç« ve »karşılıklı kırım« olarak tanımlamıştır. Belgeler ne derse desin, »o şey«in Türkiye’deki resmi adı, »sözde soykırım«dır. Yayın organlarında bu sözcükle yeralır. Türk Ceza Maddesi’nin, birçok aydını, düşünürü, yazarı mahkemeye, cezaevine, linçe, hatta ölüme sürükleyen ünlü 301. maddesi, »Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti devletini, devletin kurum ve organlarını aşağılama«yı suç sayar ve cezalandırır. »Ermeni soykırımı« sözcüğü nerede duyulduysa »Türklüğe hakaret« sayılır ve bu madde devreye sokulur.

Konu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne de yansımış ve AİHM, »soykırım iddiasını inkâr ya da kabul etmenin suç sayılamayacağını, ifade özgürlüğü sayılması gerektiğine« hükmetmişti. Ama bu karara rağmen Türk mahkemeleri kararlarını değiştirmedi.

Fiiliyatta ise Erdoğan’ın Batı’ya sempatik görünmeye çalıştığı 2005 yılından, Açık Radyo’nun o yayını yaptığı 2024’e kadar, zaman zaman, İstanbul’un belli yerlerinde, küçük topluluklarla »Ermeni katliamında ölenler« için anmalar yapılabiliyordu. O yıldan sonra, anmalar yasaklandı. Devletle kavga ederek hükümet olan Erdoğan artık devleti ele geçirmişti. Artık resmi politikayı o uygulayacaktı.

Dönelim Açık Radyo’ya… Konu, mahkemeye intikal etti. Ve oradan çok ilginç bir karar çıktı: »›Ermeni Soykırımı‹ ifadesinin bireysel kullanımı ifade özgürlüğü kapsamındadır. Ancak radyo yayını, bu kapsamda değerlendirilemez.« Yani? »Aranızda konuşurken ›soykırım‹ diyebilirsiniz, ama bunu radyoda söylerseniz suç işlemiş olursunuz. Çünkü bu sözcükle, ›açık ve yakın bir tehlike‹ yaratıyorsunuz«. Radyonun yönetmeni Ömer Madra, mahkemenin bu kararını »Kafkaesk« olarak niteledi; »Dava romanının içindeyiz aslında« dedi.

***

Geldik işin asıl ilginç boyutuna:

Diyelim ki, Türkiye’de »Ermeni soykırımı« ifadesini kullandınız ve bundan dolayı ceza aldınız. Hapis yatmamak için de kalkıp Almanya’ya geldiniz. Sonra ülkenize dönebilmek için, »Yanılmışım, öyle bir soykırım yokmuş« dediniz. Bu kez de soykırımı tanımadığınız için Almanya’da cezalandırılma ihtimaliniz var.

Bilindiği gibi Almanya'da Yahudi Soykırımının inkârı, yasalarla açıkça suç kabul ediliyor ve cezai yaptırıma bağlanıyor. Alman Anayasa Mahkemesi, Holokost’un inkârını ifade özgürlüğü kapsamına almazken, »bunun, Yahudi toplumunun onuruna bir saldırı ve huzuru bozucu bir unsur olarak görüldüğünü« hükme bağladı. Ama konu, sadece Holokost değil. 2022’de çıkarılan bir yasayla, sadece Yahudi Soykırımı'nı inkâr edenler değil, dünyanın başka bölgelerinde işlenen soykırımları ve savaş suçlarını inkâr edenlerin ya da insanlığa karşı işlenen bu suçları küçümseyenlerin de cezalandırılabilmesi kararı alındı.

Yani Türkiye’de Ermeni soykırımını tanımak suçken, Almanya’da tanımamak suç olabilir. Elbette Alman hukuku, Türkiye’deki gibi, »Aranızda konuşsanız olur, ama kamusal alanda söylemeye kalkışmayın« demiyor. Holokost dışındaki soykırımları inkârın suç oluşturabilmesi için »kamu barışını bozabilecek nitelikte olma, nefret ya da şiddeti teşvik etme« koşulları aranıyor. Soykırım tanımının hukuken kesinleşip kesinleşmediğine bakılıyor. Bu da tartışmanın boyutunu büyütüyor.

***

Almanya Federal Meclisi, 2016 yılında, Osmanlı İmparatorluğu'ndaki Ermenilere yönelik tehcir ve katliamların »soykırım« olarak tanınmasını öngören bir kararı kabul etmişti. Cumhurbaşkanı Erdoğan karara önayak olan Türkiye kökenli Yeşiller milletvekili Cem Özdemir’i hedef alırken, »Bunların kanları bozuk. Gerçekten Türk mü diye kan testi yapılmalı« diyerek, konuya bir de ırkçılık boyutu eklemişti. Ancak Almanya’dan önce, »Ermeni soykırımı«nı bir çok Avrupa ülkesi ve Rusya tanımıştı bile... Almanya’dan sonra bu ülkelere ABD de eklendi.

Almanya Parlamentosu’nun kararından sonra Türkiye’den bir grup, Berlin’e gelip Ermeni soykırımı iddiasını reddeden ve bu konuya parlamentoların karar veremeyeceğini önesüren bir büyük gösteri yapmıştı. Gösteriye katılanlar 1915’te yaşananlardan doğan bir sorumluluk varsa, burada büyük bir payın da, o dönem askeri planlamadan sorumlu Almanya’ya düşmesi gerektiğini dile getirmişti.

Ancak gösteride, »belli bir gruba karşı düşmanlık yaratma, şiddeti teşvik etme, toplumsal barışı tehdit etme« boyutu görülmediği için savcılıklar harekete geçmedi; olay, »ifade özgürlüğü ve toplantı hakkı« çerçevesinde değerlendirildi.

***

Peki, neden bu aşırı hassasiyet?

Türkiye’de sokaktaki insana sorarsanız, »Atalarımıza katil dedirtmeyiz« cevabını duyarsınız. Ancak »yükseklerde« hassasiyetin nedeni biraz farklıdır. Onu da İnsan Hakları Derneği’nın eski Başkanı Eren Keskin açıklasın:

»Türkiye'de burjuvazinin temelini soykırım malları oluşturuyor. Bunun üzerinden sadece bir devlet kurmamış, bir millet oluşturmuşlar. O yüzden çok temel bir mesele. Bu yüzden tartışılması istenmiyor. Eğer soykırım tartışılırsa mallar, paralar, araziler tartışılacak. Bugün Türkiye Cumhuriyeti'nin vakıflar bünyesindeki tüm malları, soykırımda el konanlar... Bunlar tartışılacak.«