CAN DÜNDARS THEATRE COLUMN #8

CAN DÜNDAR’IN TİYATRO SÜTUNU

karikatur

Cartoon: Serkan Altuniğne* 
– What are you thinking about?
– I'm wondering why we've been spending millennia trying to destroy the world, instead of just killing each other right away.
– Why? Because of stupidity.

Of Mice and Men

In the midst of the Pacific Ocean, far off the coast of Chile, lies Easter Island. It's known as the most isolated inhabited piece of land. After reading Jared Diamond's book on the island's history (Collapse, Viking Press, 2005), I realised that it's also our world in miniature. A laboratory for everything that's happened to us.

Until 300 AD, Easter Island was a paradise as yet undiscovered by humans. A paradise that was covered in jungles and populated by waterfowl. Unfortunately, it was these very birds that would betray the island. Polynesians exploring the region in their canoes saw the swarm of waterfowl flying cheerfully over the island and dolphins gleefully swimming along the coast, and realised they'd discovered a fertile island. With this first human step, the destruction began as well.
The Polynesians immediately started to cultivate the island. Bamboo huts were put up, canoes made from tree trunks and centuries-old trees cut down to burn the dead. As people populated the island and invaded the forests, the number of birds reduced in parallel to that of the trees.

The decline in the bird population led to an increase in the mouse population; even more mice nibbled at more tree roots. Now the forest was being threatened by both humans and mice.
After a while, there were no more trees left to build canoes. Since no more canoes could be built, it was no longer possible for the Polynesians to head out into the ocean. Within a thousand years they had reached the point where they were fishing from the shore. The population shrank to two thousand inhabitants, the island was dying.
After the erosion had taken the last trees with it, the culture changed as well: The Polynesians gave up their tradition of burning the dead on beds of palm leaves. Instead, they began to bury them. And so the island turned into a giant cemetery. The last islanders began to nibble on the mice that nibbled the trees. After the mice eradicated the trees and the humans eradicated the mice, that which was to be expected finally happened: people ate each other. Cannibalism.

In Jared Diamond's book there's a frightful example of a saying from Easter Island:
“Your mother's flesh is stuck in my teeth.”

                                                         ***

Don't you think that sounds like a short foray into the history of the world? Forests that are destroyed by a mankind obsessed with construction, mice that invade the same woods alongside humans and then become victims themselves, and finally people who start eating each other because nothing else is left.
We're humans who're ashamed of our nakedness but cannot find a leaf to cover our shame ...
The years we're leaving behind are forcing us toward Easter Island's fate: into the wasteland of cannibals.

                                                         ***

When Thomas Cook visited Easter Island in 1774, only a few thousand indigenous people were left. And they soon died of the smallpox that the Europeans had introduced to the island. The survivors were in for a new kind of misfortune: slavery.

Two ships that landed in 1836 abducted the remaining inhabitants to Peru and forced them to work in the mines there. By the end of the 19th century, only 111 people were living on the island.

                                                         ***

John Steinbeck borrowed the title for his novel Of Mice and Men from a poem written by Robert Burns in his native Scottish dialect:
“The best laid schemes o' mice an' men /
Gear aft agley”
(“The best laid schemes of mice and men /
Go oft awry”)

The current state of the earth, which we're trying to destroy hand in hand with the mice, shows us how utterly our carefully forged plans go awry. 2017 was a year in which the last waterfowl disappeared from the sky, the mice ate the last roots and the cannibals got really fat.
The ships for which we sacrificed the trees are driving us into the mines of racism, violence and hatred, under the command of the captains we ourselves have chosen.
The sound of the whip striking our shoulders is drowned out by the hullabaloo from those applauding the captain.

We're right in front of the final descent into the eternal wasteland.
In 2018 let's plant trees. Let's feed the waterfowl.
Let's stop eating each other; Let's defeat the captains who want to enslave us. Let's open the eyes of the claqueurs.

Let's rebuild our sad island that's become a graveyard, hand in hand.

There's no other salvation for us. I wish you all a happy new year!

*Serkan Altuniğne is one of the most famous cartoonists in Turkey and has drawn cartoons for Penguen
(Penguin), an Istanbul-based weekly satire magazine, since 2002.

 

Fareler ve insanlar

Paskalya Adası (Easter Island), Pasifik Okyanusu’nda, Şili açıklarında bir ada…
“Üzerinde insan yaşayan en ücra kara parçası” olarak biliniyor.
    Adanın tarihini, Jared Diamond’un kaleminden (“Collapse”, Viking Press, 2005) okuyunca Paskalya’nın, yerküremizin bir minyatürü, başımıza gelenlerin prova mekânı olduğunu fark ettim.
    Milattan Sonra 300’lere kadar Paskalya, insan eli değmemiş bir cennetmiş; tamamı bakir ormanlarla kaplı, üzerinde sukuşlarının uçuştuğu bir cennet… Ne yazık ki, adayı ele veren de bu sukuşları olmuş. Kanolarıyla ada keşfine çıkan Polinezyalılar, ada üzerinde neşeyle tur atan sukuşu kolonilerini ve çevrede keyifle zıplayan yunusları görünce, verimli bir toprak parçasının varlığını fark etmiş.
    İlk insanın adaya çıkışıyla başlamış, ilk tahribat da...
    Hemen başlamış inşaat; bambudan evler kurulmuş, ağaç gövdesinden kanolar oyulmuş, ölüleri yakmak için kırılmış dallar, kesilmiş asırlık ağaçlar…
    İnsanlar adaya üşüşüp ormana dadanınca, ağaçlarla birlikte kuşlar da azalmış zamanla… 
    Kuşların azalması, fareleri çoğaltmış; daha çok fareler, daha çok ağacın kökünü kemirmiş. Şimdi orman, fareler ve insanların ortak saldırısı altındaymış.
    Kısa süre sonra orman tükenince, kano da yapılamaz olmuş. Kano yapılamayınca denize açılamamış Polinezyalılar… 1000 yıl içinde, sığ suda oltayla balık arar hale gelmişler. Nüfus, 2000’e kadar düşmüş.
    Ada, can çekişiyormuş artık… 
    Erozyon, son ağaçları da söküp götürünce, kültür de değişmiş:
    Polinezyalılar, palmiye yapraklarını üstüste yığıp ölülerini yakma âdetinden vazgeçmiş. Ölüler, gömülür olmuş. 
Ada, büyük bir mezarlığa dönmüş. 
Son adalılar, ormanları kemiren fareleri kemirmeye başlamış. 
Fareler ağaçları, insanlar da fareleri tükettikten sonra ise, beklenen olmuş: Sıra insanların birbirini yemesine gelmiş.
    Yamyamlık başgöstermiş.
    Kitap bize, Paskalya argosundan korkunç bir küfür örneği sunuyor:
    “Annenin eti, dişlerimin arasında kaldı.”

                                                         ***

Sizce de kısa dünya tarihine benzemiyor mu?
Gözünü inşaat hırsı bürümüş insanlığın saldırısıyla yok olup
giden ormanlar, insanlarla birlikte aynı ormana dadanıp sonra kendileri kurban haline gelen sıçanlar ve sonunda yiyecek bir şey kalmayınca birbirini yemeye başlayan insanlar…
    Çıplaklığından utanan, ama edep yerini örtmeye bir yaprak bile bulamayan adamız…
    Bir bir geride bıraktığımız yıllar, bizi Paskalya’nın kaderine sürüklüyor:
    Yamyamların çölden yerküresine…

                                                         ***

Thomas Cook, 1774’te Paskalya’yı ziyaret ettiğinde birkaç bin 
yerli varmış sadece… Onlar da bir süre sonra, gelip giden Avrupalılardan yayılan çiçek hastalığı nedeniyle kırılmış. 
Sağ kalanları, yeni bir bela bekliyormuş:
    Kölelik…
    1836’da adaya yanaşan iki gemi, adanın sağ kalan ahalisini esir alıp Peru’da madende çalışmaya götürmüş.
    Kitap, 19. yüzyıl sonuna gelindiğinde, adadan geriye 111 kişi kaldığını yazıyor.

                                                         ***

John Steinbeck, “Fareler ve İnsanlar” romanının başlığını, Robert 
Burns’ün Scots dilinde yazılan bir şiirinden ödünç almış:
“The best laid schemes o' mice an' men/
Gang aft agley”
    (“En iyi planları, farelerin ve insanların/
    Sıkça ters gider”)

    Farelerle elele yok etmeye çalıştığımız yerkürenin bugünkü hali, iştahla yaptığımız planlarımızın ne kadar ters gittiğini gösteriyor bize… 
    2017, son sukuşlarının da semadan çekildiği, farelerin son kökleri kemirdiği, yamyamların hepten semirdiği bir yıl oldu.
    Kıydığımız ağaçlardan yapılma gemiler, seçtiğimiz kaptanların kılavuzluğunda, ırkçılığın, şiddetin, nefretin madenlerine sürüklüyor bizi…
    Omzumuzda şaklayan kırbacın sesi, kaptanlara alkış tutanların vaveylasında boğuluyor.
    Ebedi çölden önceki son çıkıştayız.
    Ağaç dikelim 2018’de… 
    Sukuşlarına yem verelim.
    Birbirimizi yemeyelim; bizi esarete sürükleyen kaptanları yenelim. Alkışçıların gözbağını çözelim.
    Büyük bir mezarlığa dönüşen mahzun adamızı, elele yeniden inşa edelim.
    Başka türlü kurtuluşumuz yok.
    Hepinize iyi yıllar!



*Serkan Altuniğne Türkiye'nin en önemli karikatürist ve senaristleri arasında gösterilmektedir. Karikatürleri 2002 yılından beri haftalık mizah dergisi "Penguen" de yayınlanmaktadır.